• Bilecik26 °C

MEHMET ERDEM / Yazı İşleri Müdürü

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
MEHMET ERDEM / Yazı İşleri Müdürü

ÇOK ÇETİN BİR YOLA GİRDİNİZ GENERAL...

26 Eylül 2017 Salı 15:47

Orta Doğu’yu bataklığa çeviren, Pkk’ya ve diğer terör örgütlerine destek olarak vekâletler savaşını başlatan, müttefik olmamıza rağmen hiçbir zaman müttefikliğin gereklerini yerine getirmeyen ABD’nin, Türkiye’ye bakış açısını, her zamanki düşmanlığını ortaya koyan kısa bir yaşanmışlığı anlatacağım sizlere. Ankara’da çok sevdiğim bir ağabeyim WhatsApp’ıma gönderdi bu yazıyı. Mustafa Önsel yazmış. Mutlaka okunması gereken bir yazı.

Yazıyı olduğu gibi siz değerli okuyucularımın bilgisine sunuyorum. Mutlaka okumaya çalışın. Bugün Ortadoğu’da gelinen noktayı daha iyi anlayabileceksiniz.

“ÇOK ÇETİN BİR YOLA GİRDİNİZ GENERAL..."

Başlıktaki sözü bir ABD’li senatör söylüyordu 2007 yılında. Orgeneral Ergin Saygun’a, görüşme yapmak için gittiği ABD’deki bir toplantı sırasında söylenen sözlerdi bunlar. Peki, neden söylenmişti ve ne denilmek istenmişti bu sözlerle? Sonra ne olmuştu?

Anlatalım…

Malum, son bir yılda ABD-PKK/PYD ilişkileri “Bizim kara gücümüz” çizgisine geldi, yani “yasak aşk” alenileşti.

Geçmişte yaşanan “yasak aşk” bugün mutlu bir izdivaca dönüşmüş görünüyor. Ayrıca Barzani de bağımsızlık referandumuna hazırlanıyor.

Bu ABD-PKK “yasak aşkı”, Türk istihbaratı tarafından birkaç kez iş üstünde basılmış, görüntülenmiş. Söz konusu “yasak aşk”, Türk yetkililerce, ABD’liler nezdinde somut olarak ortaya konulmuş.

İşte o hikâye ve sonrası…

O günkü gelişmeleri, ABD ziyareti sırasında bizzat Saygun Paşa’nın yanında bulunan ve Hasdal Askeri cezaevinde birlikte kaldığımız Albay Burhan Göğce’nin anlattıklarından aktararak, yukarıdaki soruların cevabını bulmaya çalışalım.

Anılan yılda Saygun Paşa, Burhan Albay ile birlikte yetkililerle görüşme yapmak üzere ABD’ye gider. Görüşülecek konularla ilgili bir sunu hazırlamışlardır.

Görüşme öncesi kaldıkları otele, birkaç Amerikalı yetkili gelir ve yapacakları sunuyu görüşme öncesi incelemek isterler. Ancak Burhan Albay sunuyu vermez.

ABD’liler çok bozulur. Reddedilmeye hiç alışık değillerdir, hele de Türk yetkililer tarafından.

Ancak Saygun Paşa’nın İkinci Başkanlığı sırasında askeri yetkililer, ABD’lilere karşı milli menfaatleri doğrultusunda çok “dişli” davranmaktadır.

Zaten Burhan Albay da Saygun Paşa’nın bu tür konularda ne düşündüğünü bildiği için ABD’li yetkililerin isteğini tereddütsüz reddetmiştir. Sonrasında toplantıya giderler ve orada pek çok üst düzey Amerikalının bulunduğu bir ortamda sunuyu yaparlar.

Sunuda üç tane film vardır. Bu üç filmde de ABD-PKK ilişkisi çok açık biçimde ortaya konmaktadır. Bu filmlerden ilkinde ABD’li üst düzey yetkililerle PKK’lıların görüşmeleri bulunmaktadır.

İkinci filmde; ABD’lilerin, sandık sandık silah ve mühimmatı terör örgütüne teslimatı vardır.

Üçüncüsünde ise; Türk sınırına katırlarla beraber hareket eden PKK’lılara, çok açık bir şekilde yardım eden bir ABD’li asker grubu görülmektedir.

Türk tarafından iletilmek istenen mesaj çok nettir: “Her hareketinizi biliyoruz, bizimle dost olmaya devam edecekseniz bu ilişkiyi kesmek zorundasınız.”

Bunun üzerine odada çok soğuk bir hava eser. ABD’liler çok bozulurlar. Ne diyeceklerini bilemezler. Şaşkındırlar, çünkü Türkler; reddedilemeyecek bir şekilde, “yasak bir aşkı” ortaya en yalın biçimiyle koymuşlardır.

Saygun Paşa ile Burhan Albay gönül huzuru ile oradan ayrılarak otele dönerler. Ancak bu mahcubiyeti ABD’liler muhtemelen unutmayacak ve meşhur tabirleriyle bunu “not edeceklerdir.”

Kısa bir süre sonra kendilerine bir telefon gelir. Arayan bir ABD’li yetkilidir. Dick Cheney, kendilerini ertesi gün ofisinde beklemektedir.

Ertesi gün Ergin Paşa ile Burhan Albay, Cheney’in ofisinin bulunduğu yere giderler. Fakat kapıdaki görevli tarafından durdurulurlar. Duyarlı geçit öttüğü için ceketlerinin çıkartılması istenir.

Burhan Albay, bunun diplomatik kurallara aykırı olduğunu ifade eder. Görevli siyahî bir askerdir ve “Burada buranın kuralları esastır” diye karşılık verir.

Bu kaba davranışa Saygun Paşa çok sert tepki gösterir, Dick Cheney ile görüşmekten vazgeçer ve geri dönerler. İhtimal ki, bu hareket de “not edilir.”

ABD’liler son yıllarda böylesi yabancı bir generalle karşılaşmamışlardır.

Bu sefer, o burnundan kıl aldırmayan ABD’li yetkililer, bu onurlu duruş karşısında geri adım atarlar ve defalarca arayıp özür dileyerek Cheney’in görüşmek için kendisini beklediğini ifade ederler. Ancak Saygun Paşa bu saygısızlığı kesinlikle affetmez ve bu görüşmeye gitmez.

İşte “dik duruş” budur!

Akşamüzeri bu sefer bizzat ABD Genelkurmay Başkanı Özel Kalemi arar ve Genelkurmay Başkanı’nın kendilerini konutunda yemeğe beklediğini söyler. Teamüller gereği teklif kabul edilmek durumundadır.

Ertesi gün bizzat ABD’li yetkililerce otelden alınırlar. Bu zamana kadar devlet başkanlarına bile göstermedikleri bir ilgi göstermektedirler Saygun Paşa’ya. Hâlbuki bir gün önce ceketini çıkarttırmaya çalışıyorlardı bu Türk generalinin. Büyükelçi de onunla beraberdir. O da bu zamana kadar bu şekilde bir ilgiye şahitlik etmediğini ifade eder.

ABD Genelkurmay Başkanı’nın yanında, çeşitli kademelerden bürokrat ve senatörler de bulunmaktadır.

Konu, önceki günkü PKK ve Mesut Barzani’ye gelir. Saygun Paşa, orda bulunanlara, ABD’nin bir müttefik olarak, PKK’ya yardım etmesinin kabul edilemeyeceğini ifade ederek, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bölücü faaliyetlere katkı sağlayan girişimlerine son vermesini ister. Çok açık ve net konuşmaktadır. Bu dil, ABD’lilerin alışık olduğu bir dil değildir.

Saygun Paşa, bu kadarla da kalmaz. Konuyu Kuzey Irak’a ve Barzani’nin desteklenmesine getirerek, bu bölgede yeni bir devlet kurulmasının sakıncalarını dile getirir, buna katkı vermemelerini ister. Amerikalılar yine çok şaşırırlar. Bu zamana kadar hiçbir Türk yetkili kendileriyle bu kadar açık, yalın ve pervasız konuşamamıştır. Hayretle birbirlerine bakarlar.

Saygun Paşa’nın konuşmasından sonra bir senatör yanına yaklaşır ve şöyle der; “Sizler, bu tutumunuzla çok çetin bir yola girdiniz general, ancak işinizin çok zor olduğunu söyleyebilirim.”

Bu tarihten, fazla değil, üç yıl sonra, yani 2010 tarihinde, TSK’daki milli duruşundan taviz vermeyenlerin kafasına “Balyoz” iner. 11 Şubat 2011 yılında, yukarıda sözünü ettiğim toplantının baş aktörleri olan Saygun Paşa ve Burhan Albay tutuklanır.

Şu anda hemen hepsi cezaevinde tutuklu bulunan hâkim ve savcı görünümlü FETÖ militanlarının işgalindeki mahkeme tarafından; Burhan Albay’a, sırf sayısal bir veride ismi geçiyor diye 16 yıl, Saygun Paşa’ya ise, 18 yıl ceza verilmişti. Türk ordusundan tasfiye edilmekle kalmamışlar yıllarca cezaevlerinde yatmışlardı.

Ergin Saygun bu süreçte hastalıkla boğuşup, Silivri cezaevi ile Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi arasında uzun süre mekik dokumuştu. Ölmek üzereyken sağlık nedeniyle tahliye edilmek zorunda kalınmıştı. Hala birçok hastalıkla boğuşuyor, zamanının çoğu hastanede geçiyor.

İşte “çetin yola girenlerin” sonu böyle bitmiştir. Bugünkü gelişmelere bakılınca “çetin yola giren ve işi zor olanın” sadece Ergin Saygun’lar değil, bu coğrafyada yaşayan bütün milletin olduğudur.

Bu yazı toplam 776 defa okunmuştur.
YORUMLAR
Srrkan KKARYAĞDI
2 sorun var Mehmet Bey... haddim değil Ergin Saygun Paşa çok önemli bir asker... Balyoz davasına kadar, başta Aytaç Yalman ve Hüseyin Kıvrıkoğlu meselelerini görmezden geldi... Askeriyedeki Fetö uzantılarından da emin değilse bile şüpheleniyordu... benxe yapması gerekenleri eksik yaptı...
26 Eylül 2017 20:47
176.238.17.185
2. MANŞET
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Osmaneli Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 228 461 54 65 | Haber Yazılımı: CM Bilişim